İhraç Edilen Emekçiler Konuşuyor Yazı Dizisi 8: "Artık daha fazla vaktimiz var. Şimdi onlar düşünsün...”

14 Temmuz 2017 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 692 sayılı KHK ile İzmir Büyükşehir Belediyesi'nden çalıştığı görevinden ihraç edilen Çağdaş Yazıcı  ile yapılan röpörtaj aşağıda yer almaktadır.

 

Adım Çağdaş Yazıcı. 2009 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde çalışmaktaydım. 14 Temmuz'da yayınlanan KHK ile işime son verildi. Karşılaştığım pek çok kimse şunu sordu: "Gerekçe ne?". Bir gerekçe yok. En azından bana kimse bir gerekçe sunmadı. Ama bir gerekçeye lüzum da yok. Ben ezilenlerin-emekçilerin yanından saf tutmuş birisiyim ve bu sanırım bizi işten atanlara yeterli bir gerekçe oldu. Ama yaptıklarımız tüm bu ülkeyi gasp ve zorla yönetmeye çalışanlar nezdinde "suç". Benim için ise bir gerçeği dile getirmek, hakikati savunmak ve onurlu biçimde insana yakışır biçimde yaşamanın şartı. Dolayısı ile eğer bu suçsa sanırım bu "suçu" işlemeye devam ediyor olacağım. İş güvencesi ellerinden alınıp yoksulluğa mahkûm edilmeye çalışılan kamu emekçilerinin, güvencesiz-sigortasız çalışan işçilerin, baskı ve zorla terbiye edilmeye çalışılan milyonların yanında ve arasında; bu yalan-talan-sömürü düzeninin karşısında olmaya devam edeceğiz.

Bu süreçte arkadaşlarımız dostlarımız bizi bir an olsun yalnız bırakmadılar. Bu KHK'larla hedeflenen insanları korkutmak ve herkesi kendi köşesine çekilmeye zorlamak ise, bu bizde çok işe yaramadı. Düne kadar yolumuzun kesişmediği pek çok insan bile bizi gördüklerinde gelip sarıldılar, dayanışma gösterdiler. İş arkadaşlarımızın ilk tepkisi "şimdi ne yapıyoruz, planımız ne?" diye sormak oldu. Bu tablo çok umut verici, çünkü güya korkması gerekenler bırakın geri çekilmeyi öne çıktılar, itiraz ettiler. Yüzlerinde gülümseme ve cesaretle, dayanışmayı büyütmek gerektiğini söylediler. Bunu işittikten sonra bizim vazgeçme lüksümüz yok.

Büyükşehir'den 23 kamu emekçisi 692 sayılı KHK ile ihraç edildi. Bunlardan 8'i bizim üyemiz. 7 arkadaş yetkili sendikanın üyesiydi yanlış hatırlamıyorsam. Diğer sendikaların üyesi ve hiçbir sendikaya üye olmayan arkadaşlar da var. Bizim karşılaştığımız tablo şu oldu. Bu insanların büyük bir kısmı bizim kadar şanslı değillerdi. OHAL uygulaması olan KHK'ları, bir darbenin ürünü 12 Eylül hukukunun bile çiğnenmesi pahasına çıkan saray imzalı bu fermanları meşru görmeyen bir sendikada olduğumuz için şanslıydık. Diğer sendikaların üyeleri bu haksızlıkla karşılaştıklarında bırakalım sokağa çıkmayı, telefonlarına bile çıkmayan sendikalarla karşılaştılar. Bir sendika neden var olur? Bu zulüm tufanında çalışanların iş güvencesi ortadan kaldırılıyorken gıkını çıkartmayan, ölü taklidi yapan sendika olur mu, olur. Ama adı sendika olur, kendi değil. Pek çok insan maalesef bu gerçeği yaşayarak öğrendi. Ama biz sendika farkı gözetmeksizin tüm arkadaşları aramaya, hukuki bir destek sunmaya, onları yalnız bırakmamaya çalıştık. Ama açıkçası bu tabloda pay sahibi olanların başka türden bir tutum sergilemesi sürpriz olurdu. Merkezi iktidarın emekçilere saldırıları karşısında sessiz sedasız, uslu uslu oturan, Büyükşehir idaresinin karşısında ise "aman kötü olmayalım" diyerek el pençe divan duranlar elbette OHAL'e, KHK'lara, kayyumlara çıkıp anlamlı bir söz edemezdi. Bırakalım bu genel duruma itirazı kendi üyesine bile sahip çıkamazdı. Üstelik bu kesimlerin yıllardır aralıksız bir spekülasyonla, sarayın dilinden havuz medyasından abartılmış yalanlarla çalışma arkadaşlarımızın karşısına geçip, bizim belki de atılmamıza sebep olan spekülasyonları yaydıklarını hepimiz biliyoruz. İşverene yahut iktidara karşı mücadele etmek bir yana, onlar bize ve emekçilere karşı mücadele ettiler. Yetkili sendikanın faaliyetinin temelini Büyükşehir ve bağlı kuruluşlarındaki kamu emekçilerini masadan düşen kırıntılara razı etmek, buna itirazı olanları ise ihbar etmek ve kötülemek oluşturdu. Mücadele gereken dönemlerde, bunun gibi dönemlerde ise ortalıkta hiç gözükmediler. Bu anlamıyla Memur-Sen ne ise, bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde yetkili sendika ve bağlı olduğu konfederasyon da onun kötü bir taklididir. Biri merkezi iktidarın, diğeri yerel iktidarın müsaade ettiği kadar sendikal faaliyet yürütebilir. O kadar sendikadırlar.

Kurumumuz da bence iyi bir sınav veremedi. Çoğu ihraç edilen arkadaşa sorduğunuzda tek bir yöneticinin aramadığını, geçmiş olsun deme zahmetine bile girmediklerini görebilirsiniz. Bizim için de aynı şey geçerli. Birkaç istisna dışında, yıllardır birlikte çalıştığımız görevdeki ve artık görevde olmayan birkaç yönetici dışında, ne Belediye Başkanı ne de yetkili bürokratlar arama nezaketi dahi göstermediler. Belli ki onlar bu KHK'ların meşru olduğunu falan düşünüyorlar. Kürsülerde yüksek sesle çıkış yapıp muhalefet ediyormuş gibi duranların sahici bir duruş sergilemediklerini kendi tecrübemizde görmüş olduk. 

Ne yapıyoruz? Daha önce ne yapıyorsak onu… Diğer “sözüm ona” sendikalar kafasını kuma gömerken, herkesin iş güvencesini savunmaya, biz faydalanamayacak olsak bile yemek kartı-ulaşım hakkı mücadelesi vermeye devam ediyoruz. Çünkü belli ki bunu bizden başkası yapmayacak. Elbette geçim derdimiz var, düşünmemiz gereken iki buçuk yaşında bir kızımız var. Eşim çalışıyor ama evime giren gelir yarı yarıya düştü. Ama olsun, bu katlanmamız gereken bir bedel ise katlanırız. Üstelik kamu emekçileri, sendikamızdaki dostlarımız el ele verdiler, bize kimseye el açtırmadılar. Dolayısı ile artık daha fazla vaktimiz var. O halde şimdi onlar düşünsün...